52 Afrika ülkesinin 27’sinde Türk Büyükelçiliği olacağını söyleyen Başbakan Erdoğan, “Osmanlı’nın evlatları Ankara’ya mahkum kalamaz. Açılmak durumundayız. Hedef inşallah Afrika’nın tamamına büyükelçiliklerimizle girerek Afrika’daki yaşayan tüm insanlarla münasebetlerimizi geliştirebilmek olacak” dedi
İSTANBUL’DA bulunan Başbakan Tayyip Erdoğan, dün Ümraniye’de Çamlıca Özel Erdem Hastanesi’nin açılışına katıldı. Açılış töreninde konuşan Erdoğan, Genel Kurul’da yaşanan kavgaya yeniden değindi ve muhalefeti eleştirdi. Erdoğan, özetle şöyle konuştu:
UYSAL KOYUN DEĞİLİZ: Biz Ankara’daki o çirkin tartışmaların içinde yokuz ama bir yanağımıza vurana da öbür yanağımızı uzatanlardan olamayız. Akif merhumun ifade ettiği gibi ’Yumuşak başlı isem kim dedi uysal koyunum.’ Biz uysal koyun değiliz. Herkes, cevabını da yeri geldiğinde alacaktır. Biz Ankara’da üretilen o tahrik senaryolarının içinde yokuz.
ÇİRKİN EYLEM İÇİNDELER: Türkiye’nin her ilinde yatırım yaptık. Bunu çekemeyenler, bunu hazmedemeyenler, millete yapılan hizmeti içine sindiremeyenler, bizim hizmet şevkimizi kırmak için her türlü çirkin eylemin içine giriyorlar. Türkiye için hiçbir ufuk çizemeyenler, milletle aynı dili konuşmayanlar önümüzü kesmek için her türlü tahrike baş vuruyorlar. Geçmişinde Türkiye için hiçbir hizmeti olmayanlar, geleceğe yönelik hiçbir planı, projesi olmayanlar, bizi de o kendi kısır siyasetine çekmek bizi de o kendi dipsiz kuyularında oyalamak istiyorlar. Açıkça söylüyorum biz bu çirkin oyunlara gelmeyeceğiz. Bu çirkin tuzaklara düşmeyeceğiz. Gerilim siyasetine, tahrik siyasetine prim vermeyeceğiz.
* OSMANLI’NIN DÜŞÜ: Afrika Türk yılı olan 2005’te Afrika’da 12 Türk büyükelçiliği bulunuyordu. 1-2 yıl içinde 10 ülkede daha büyükelçilik açıldı. Yıl sonuna kadar açılacaklarla birlikte 52 Afrika ülkesinin 27’sinde Türk Büyükelçiliği olacak. Hedef inşallah Afrika’nın tamamına büyükelçiliklerimizle girerek Afrika’daki yaşayan tüm insanlarla münasebetlerimizi geliştirebilmek olacak. Bu millete yakışan budur. Osmanlı’nın düşünün Hint okyanusuna açılmasının ardında yatan gerçek budur. Öyleyse Osmanlı’nın evlatları Ankara’ya mahkum kalamaz. Açılmak durumundayız. Bize yakışanı yapıyoruz.
BÖYLE KİN OLUR MU?: Bundan yedi yıl önce Türkiye BM’de Güvenlik Konseyi üyesi olacak denseydi buna kim inanırdı. Ama bugün Türkiye BM Güvenlik Konseyi’nin bir üyesi. Bundan yedi yıl önce bir Türk Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’ne başkan olacak denseydi, inanın bir çoğu buna güler geçerdi. Antalya milletvekilimiz bakın şimdi orada başkanlık yapıyor. Ne yazık ki bu parlamentoda muhalefetin milletvekillerine rağmen başkanlık yapıyor. Yani bir Türk’ün oraya başkan olmasını ne ana muhalefet istiyor ne muhalefet istiyor. Böyle kin olur mu böyle nefret olur mu? Türkiye, Medeniyetler İttifakını başlatacak. Buna eşbaşkanlık yapılacak denilseydi yedi yıl önce kimseyi inandırıcı bulamazdınız. Ama şimdi herkes inanıyor. Yedi yıl önce Türkiye ile Suriye arasında vizeler kalkacak. Lübnan’la, Libya’yla Arnavutluk’la Tacikistan’la vizeler kalkacak denilse rüya mı görüyorsun denilirdi. Bu gün pasaportunu cebine koyan Şam’a, Beyrut’a, Amman’a, Tiran’a, Duşanbe’ye Trablus’a serbestçe seyahat edebiliyor.
OBAMA’YA ANLATIN: Kısa bir süre önce Sultanahmet’te Cuma namazındaydık. Turistleri içeri girdi. Büyük bir Amerikalı turist heyetdiydi. Benim de o ara Amerika’ya gideceğimi duymuşlar. Benimle görüşmek istediklerini söylediler. Buyur dedim. Soruları şuydu. Şu anda Amerika’da Başkan Obama bir sağlık reformu yapıyor. Siz Türkiye’deki sağlık reformunu nasıl yaptınız. Ben de kendilerine kısa özet anlattım. Dediler ki, ne olur bunu bir de başkan Obama’ya anlatın. Fakat Sayın Obama aslında o da doğru olanı yaptı. Ama orada hala kapitalizmin esintileri yoksullara korumaya müsaade etmiyordu. Çünkü onlar diyordu ki bizim paralarımızla siz imkanı olmayanlara bakamazsınız. Onlara sağlık için el uzatamazsınız diyorladı. İşte bizim medeniyetimizin, değerlerimizin farkı burada zaten. Dünyanın en gelişmiş ülkesi olarak kabul edilen ABD bile sağlık sistemindeki bu aksaklıklarla bu arızalarla uğraşıyor. Bizim gerçekleştirdiğimiz reformlara gıpta ile bakıyorlar, örnek alıyorlar. Gerçekten de bizler sağlık alanında büyük işler başardık.
Damdan düşeni damdan düşen anlar
Başbakan, Hükümet’in sağlık konusundaki çalışmalarını şöyle anlattı: “Allah aşkına geçmişi şöyle bir hatırlayalım. İster özel, ister kamu hastanesi olsun hiç fark etmez. Çünkü biz damdan düştük. Bunu ben yaşadım. Bolu’da yaşadım. Kargasekmez’den giderken bizler ölümden döndük. Düzce’de bir hastaneye getirdiler. Sigortalı mısın, emekli misin? Komadayız. Sesleri hayal mayal duruyorum. Kırıklar içerisindeyiz, kıvranıyoruz. Arkadaşlarımızın da aynı durumda. Bizi bir kamyonet vari ambulansın içine doldurdular. Hemşire bile yanımıza vermediler. Yaralı olan arkadaşımızın eline serumları tutturup Bolu’ya gönderdiler. Bolu’daki hastanede sordular. Bunlar SSK’lı mı, emekli mi dediler. SSK’lı olduğumuzu öğrenince devlet hastanesi kusura bakmayın biz alamayız diyerek SSK hastanesine yönlendirdiler. Kan revan içindeyiz. Biz damdan düştük.
Hani Nasrettin Hoca, damdan düşüyor. Her tarafı yara bere, kırık. Herkes doktor aramaya kalkıyor. Bana doktor aramayın damdan düşen arayın diyor. Acil olarak gelen hastaya adını daha soramazsınız. O durumdaki hastanın adı Ahmet olsa, Hasan olsa Mehmet olsa George olsa ne fark eder. Biz yaratılanı yaratandan ötürü seveceğiz. Böyle yaklaşacağız insanlara. O hayati noktada parası varmış parası yokmuş ne fark eder. Biz göreve geldiğimizde 37.5 milyon SSK’lı vatandaşımız ülke genelinde 150 hastane ve 350 eczaneden hizmet alabiliyordu. Biz bu gayri insanı duruma son verdik. Bu gün her vatandaşımız 1350 hastaneden hizmet alıyor mahalledeki eczaneden ilacını temin ediyor. Ambulans hizmetleri için vatandaştan ücret istenmiyor. Doğum yapan Ayşe bacımı rehin alıyorlardı bu ülkede.”