Nagehan Alçı
Arka Plan
Davalar, muhtıralar derken, bu ülkenin tadı iyice kaçtı sanki. Tepedekilerin gerilimi topluma da ziyadesiyle yansıyor. Bu yansımayı gösteren önemli iki araştırma yer aldı geçtiğimiz hafta medyada. İlki Economist Dergisi’nin 121 ülkede gerçekleştirdiği ‘huzur’ araştırmasıydı. Bu araştırmada Türkiye huzurlu ülkeler sıralamasında 92’nci çıktı. İkincisi ise, Ankara Genç İşadamları Derneği’nin yaptığı gençlik araştırmasıydı. Burada ise gençlerin idol olarak ebeveynleri, Polat Alemdar’ı ve Hülya Avşar’ı seçtikleri, yüzde 65’inin bir kez uyuşturucu denediğini ve yüzde 10’unun intihara kalkıştığını ortaya çıkardı.
Biz de bu hafta toplumun nereye gittiğini daha iyi okuyabilmek ve “muhafazakârlık” kavramını gençler üzerinden masaya yatırmak için Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Arus Yumul ile bir araya geldik. Cumartesi günü İstanbul’da konuştuğumuz Yumul, “Gençler, genç olma özelliklerini yitirdiler. Birey olamadan bireyci olduk” diyor.
Economist’in ‘huzur’ araştırmasında Türkiye ‘huzurlu ülke’ kategorisinde 121 ülke arasında 92’nci çıktı. Böyle bir araştırma bundan birkaç yıl önce yapılsa sonuç farklı olur muydu?
Belki biraz daha üstte olabilirdi ama Türkiye her zaman yarın ne olacağını bilmediğimiz bir ülke. Burada devletler, idareler riskleri azaltmaya değil çoğaltmaya çalışıyor. Dolayısıyla ben çok farklı bir sonuç çıkacağını sanmıyorum birkaç yıl önce.
Araştırmadaki kriterlerden biri de dinin günlük hayattaki etkisi. Bu etkinin artması ya da azalması toplum huzurunu nasıl etkiler?
Dinin etkisinden öte, dinin siyasal bir olgu olarak karşımıza çıkması, her türlü dini tezahürün tehlike olarak algılanması bir gerilim kaynağı. İnsanlar dinin gereklerini yerine getirmede dahi kendilerini bir gerilim hattının ortasında buluyorlar. Mesela türban takmak isteyen, bunu bireysel bir tercih olarak yapamıyor artık. Ve böylece huzur getirmesi gereken din huzursuzluk kaynağına dönüşüyor.
Geçtiğimiz yıl verdiğiniz bir röportajda Türkiye’nin giderek muhafazakârlaştığını söylemiştiniz. Muhafazakârlaşma devam ediyor mu?
Türkiye zaten muhafazakâr bir toplum. Bu, yeni bir şey değil. Tercih edilen modernleşme muhafazakâr bir modernleşme. 19. yy’dan itibaren gelen akımların hepsi böyle. Bunu ideal kadın figüründe görürsünüz. Modern kadın giyinişi, dans edişi ile batılıdır ama ahlaki kurallara gelindiğinde doğuludur. Modernleşmeyi savunuyoruz ama modayla modernleşmeyi karıştırıyoruz.
Yani modernleşme derken rötuşlamadan mı bahsediyoruz?
Çok hoş! Evet bunu söyleyebiliriz, çünkü onun içerdiği değerleri reddederek modernleşmek rötuşlama olarak tanımlanabilir.
DAYAĞA RAĞMEN AİLE
Atatürk muhafazakar mıydı?
Ama bu Atatürk’e özgü değil. 19. yy’dan itibaren bu kavramı savunan birçok düşünürde karşımıza çıkıyor.
Demek ki muhafazakârlık kavramının kökü bu toplumda çok derinlerde bir yerde. Gençler üzerinde yapılan araştırmada onların idol olarak anne-babalarını aldığı ortaya çıktı. Bu da muhafazakarlık olarak açıklanabilir mi?
Muhafazakâr toplumlarda demek ki bir üst nesil aşılmak yerine idol olabiliyor. Çarpıcı olan şu ki, ailelerinden şiddet gördüğünü söyleyen gençler hâlâ kahraman olarak ailelerini görüyorlar.
İdol olarak anne-babanın seçilmesi kuşak çatışmasının olmadığına mı işaret eder?
BM’nin bu konuyla ilgili bir raporu var. Orada şunu görüyoruz: insanlar aileleri kendilerini onayladıkları zaman mutlu oluyorlar. Aile hayat tarzını çizmiş, buna uygun davranıldığı zaman mutlu olunuyor.
Araştırmada gençler Polat Alemdar ve Hülya Avşar’ı da idol olarak seçmişler.
Polat gibi bıçkın delikanlı bizim toplumumuzda çok öne çıkan bir kahraman tipidir. Burada değişim Hülya Avşar’da. Politize ve sosyal kaygılar taşıyan bir gençlikten bu gün daha bireysel ve hedonist bir gençliğe dönüşüm var.
‘ALLAH BELANI VERSİN’
Bu gençlik isyankâr bir gençlik galiba. Araştırmaya göre en sevdikleri parça İsmail YK’nın “Allah Belanı Versin”.
Umutsuzlukla isyanı bir arada barındıran şarkılar bunlar. Sadece isyan etmiyor, aynı zamanda karşısındakini de suçluyor. Nurdan Gürbilek bu konuda araştırma yaptı. İbrahim Tatlıses’in ‘Ben de İstirem’i örneğin. Orada “yasak olan her şey benim de hakkım” mesajı vardı.
Bu isyanın başlangıcı neydi?
Bence ‘Mazeretim Var Asabiyim Ben’ parçası. Bu parçadan önce mazeretiniz olsa bile asabi olma hakkınız yoktu. Burada artık daha ben merkezcilik ön plana çıktı.
Bu toplumla olan bağları zayıflattı mı?
Evet. Toplumda başkaları için kaygı zayıfladı. Ama aile ile bağlar zayıflamadı. Aile ve kişi dışında herkes önemsizdir inancı yaygınlaştı. Toplumsal kaygılar yerini bireysel kaygılara bıraktı.
YABANCILAŞMA VE İNTİHAR
Anlattığınız resme bakıp toplumsal yabancılaşmadan bahsedebilir miyiz?
Evet, sadece kendini düşünen, hiçbir evrensel değere sahip olmayan vicdanlar ortaya çıkacaktır.
Araştırmaya göre her 10 öğrenciden biri intihara kalkışmış. Bunu nasıl açıklarsınız?
Gençler gelecek ile ilgili hayal kurmayı bile terk etmiş. Tek yapılacak bu hayattan vazgeçmek.
Bir toplumda bireysellik yükselirken intiharların artması beklenir mi?
Bizde bireysellik ön planda ancak birey değiliz. Birey olmadan bireyselleşmiş insanlarız. Bizde ontolojik varlık aile ya da cemaat.
ORTALAMA TÜRK TANIMI
’Türkiye’de paralel toplumlar yan yana var oluyor ve birbirini asimile etmeye çalışıyor’ tezi doğru mu sizce?
Toplumları Türk toplumu diye, sanki bir öze sahipmiş, homojenlermiş gibi algılayamayız. Toplumun içinde kırılmalar var. Ama modernist anlayış bunları yok sayıyor. Ve bu kaostan bir bütün yaratmaya çalışıyor. Onun için ‘Ortalama Türk’ten bahsediyor Başbakan.
Türkiye heterojenliğini ilan etme sancıları çekiyor diyebilir miyiz?
Evet. Tabakalaşma kriterleri yeniden dönüştürülüyor. Bu dönüşüm tabii ki sancılı oluyor.
Oxford’lu akademisyen
Prof. Arus Yumul Boğaziçi Üniversitesi’nde siyaset bilimi okuduktan sonra 1988’de İngiltere’ye gitti. Oxford Üniversitesi sosyoloji bölümünde master ve doktora yaptı. 1992’de Türkiye’ye döndü. Bilgi Üniversitesi’nde sosyoloji bölümünde çalışmaya başladı. Dinler Tarihi, Türk Düşünce Tarihi gibi dersler veren Yumul’un makaleleri Toplum ve Bilim, Birikim ve Varlık gibi dergilerde yayınlandı.
EŞCİNSELLİĞE KARŞILAR
Gençlerin yüzde 80’i eşcinselliğe karşı?
“ Gençler en çok TSK ve dini kurumlara güveniyor. İkisi de itaati ön plana çıkaran, bütüncül düşünceyi, sorgusuz, sualsiz itaati isteyen yapılar. Bu da boyun eğmeye ne kadar yatkın olduğumuzu gösteriyor. Sorgulayan insanlara nasıl garip bir gözle bakıldığının da işareti bu veriler. Gençlerin daha açık fikirli olması beklenir ama örneğin eşcinselliği yüzde 80’i kesinlikle benimsemiyor, ‘cinsellik özgürlüktür’ diyenlerin oranı ise yüzde 10. Çok muhafazakâr bir gençlikten bahsediyoruz. “
Nagehan ALÇI
Akşam