Nuray MERT/Radikal
Ne hazin bir sahne, aynı oyun yine perde aldı! Yıllar yılı memleketin türlü meselesini toplumun çeşitli taleplerini görmezden gelmenin yolu belliydi; bir sürü sorunu hasıraltı etmek için formül, bunları dış düşman, iç düşman ve bunların işbirliği çerçevesinde açıklamaktı. Soğuk Savaş döneminde, kömünizm düşmandı. Yoksulluk diyen komünistti, Sovyet ajanıydı, beşinci koldu. Kürt diyen bölücüydü, haindi, işbirlikçiydi. Din diyen irticaydı. Devletin, resmi ideolojinin mantığı buydu.
Ama o kadar değil, her çevre de, siyasetini aynı yoldan kuruyordu. Milliyetçiye, dindara göre de iç düşman komünistti, Kürttü. Solcuya göre de, irtica iç düşmandı. Hal böyle olunca, her çevre otoriter devlet mantığı ile bir noktada buluşuyor, fırsat bulduğunda veya vakti geldiğinde iş tutuyordu. Bu uzun yolun sonu geldi, nasıl geldi de ayrı bir hikâye, ama geldi. Birileri, olanlara inanmak istemeyip, hâlâ eski düşman ‘konsepti’ çevresinde dolanıp duruyor. Onla yetinmeyen, belli ki, harekete geçmiş, çete, örgüt kurup, duruma el koymaya niyetlenmiş. Bırakın, siyasal anlayış sorunlarını, gerek Türkiye’de gerek dünya sistemindeki değişimlerin farkına bile varmayan ve adı Ergenekon olan, bu eğitim zaiyatı, şimdi enselenmiş vaziyette.
Buraya kadar iyi, güzel. Bu kafa nerede yaşıyor veya yaşatılıyorsa, o bataklığın kurutulmasında yarar var. Ama hepsi bu değil. Ergenekon vakası, bir büyük yanılsamanın yeniden inşasına zemin olmaya başladı. O yanılsama; sorunlarla yüzleşmeden, ikilemlerle zorlanmadan kolayından siyaset kurmaya girişmek.
Bakın, eskiden devlet nizamı ve resmi ideolojinin tasarladığı toplumu gerçekleştirmek çabası, karşısına çıkan her sorunu, meseleyi düşman tanımı içine tıkıp, yasaklayıp, cezalandırıp yok sayma ve/vaya yok etme üzerinden sağlanır sanılırdı, gayretler bu yöndeydi.
Eskiden, her kesimden bir çoklarının aklına bu yatarken, şimdi, demoktatikleşme aynı kestirme yoldan gerçekleşir sanılıyor. Tam da bu nedenle, memleketin ne kadar meselesi varsa ucu Ergenekon’a açılıyor. Otoriter zihniyet, her sorunun kuyruğunu birbirine bağlayıp, manipülasyon üzerinden bunlardan kurtulmaya çalışıyordu. Şimdi, her sorunun kuyruğu Ergenekon’a bağlanarak yok sayılmaya çalışılıyor. Belli ki, sağ sol çatışması içinde de, Kürt siyaseti çerçevesinde, PKK üzerinden veya irtica çerçevesinde birtakım manipülasyonlar yapılagelmiş. İyi ama, bunların ayırdına varmak başka, bu sorunları tamamen bir örgütün, bir yapının işi gibi görmek başka.
Bu ikinci anlayışın son örneği, 28 Şubat’ın ünlü Ali Kalkancı-Fadime Şahin skandallarını kurgu-manipülasyon zemininde açıklamak oldu. Bu türden oyunların, Kürt meselesinde ise, çok daha karanlık oyunların tezgâhlanmış olduğu belli, ama tüm bunlar bu memlekette laiklik ve Kürt meselesi konusunda tüm sorunun bu tezgâhlar olduğu anlamına gelmez. Bu kaçış sendromu ile gidilecek yol umut vaat edici olmaktan çok uzak. Bakın, sadece irtica, Kürt meselesi değil, yetmişli yılların sağ sol çatışması bile, tezgâh olarak açıklanmaya başladı.
Her kesim kendini, geçmişini, Ergenekon üzerinden ‘temize çekme’nin yolunu buluyor.
Oysa, bu ülkede gerçekten demokratikleşmenin önü açılacaksa, bu her kesimin kendini sorgulaması ile olabilecek bir şey. Bir yandan, tabii ki toplumsal dinamiklerin, ama diğer yandan, dünya sisteminin zorladığı zayıflattığı resmi ideoloji ile hesaplaşırken, arazi temizliği yapmak şart. Ama tam tersi oluyor, sanki, ülkede yaşanan bunca çatışmanın, gizli örgütler, yapılar dışında hiç sorumlusu yok. Adeta herkes kurban, tarihi gittikçe geriye çekilen Ergenekon örgütlenmesi olmasa, Kürd’ü, Türk’ü, dindarı, laiki, sağcısı, solcusu, Alevisi, Sünnisi, karınca ezmeden gül gibi yaşayıp gidecekti veya bundan sonra gidecek. Bakın, başımıza ne geliyorsa, bu kolaycılıktan geliyor. O nedenle, Ergenekon üzerinden sahne almak heveslileri bir yana, hiç değilse, demokratikleşme konusunda samimi olanlardan, bu gidişatı bir kez daha salim kafayla gözden geçirmelerini bekliyorum.